14 Aralık 2010 Salı

AŞK-I VEYSEL


Veysel, senin bu bildiklerinin tamamını bilseydi AŞIK olamazdı, biliyorsun değil mi? Gözü, bildiklerinin ötesini görmezdi ki senin taptıkların gibi!

Sen bırak bu kafayla AŞIK MAŞIK olmayı, olsan olsan SEL olursun besbelli. Toplarsın bilgi yığınlarını çer çöp gözetmezsin kıtlıktan çıkmış sanarlar seni... Küçük büyük, yaş kuru önüne katar hışımla yıkar geçersin sonra herşeyi!

Suya minnet edilir, sele küfür! Sen daha önce hiç etmedin mi?



13 Aralık 2010 Pazartesi

SUÇ ve ASIL CEZA

Erkeğin kadınını araması, ne zamandır "bir suç"? "Bulamadın mı hâlâ!" deyip tutuksuz yargılamak da neyin nesi?

Kendi sakladıkları yetmiyormuş gibi, saklanılanları da göremeyen döşek düşkünlerinden değilse biri kabahat kimde ki? Karanlıkta eli ayağı dolaşan, ana baba arasında sığınak dilenen bir çocuk misali... Sen ne kadar gizlesen de korkunu onlar bilir her zaman bunu... Şimdi sen de gülüyorsun kendine, öyle değil mi?

Büyümüş, korkar mı hiç yalnızlıktan -ki yatak odalarında bir "koyun" arasın, dursun...

Bir çocuk mudur -ki güneş çıktığında sığındığı o yorgandan bir çırpıda sıyrılsın...

Unutsun korkusunu; koşsun gitsin çanak çömlek oynamaya...

Evcilikle devam etsin ardından, hem de güle güle..!

ÇORBA AŞKLAR

Aşk, çorba gibidir. Şu kesin; tek başına karın doyurmaz! Daha fenası, ateşten iner inmez içmemek gerek. Bekle biraz! Bekleyemezsen kaşık kaşık üfle, tadına var... Bir yakarsan dilini, içtiğinden de yediğinden hiçbir şey anlamazsın. Sızısı geçene kadar, ta ki!

AAA

11 Aralık 2010 Cumartesi

FORMÜL AYNI, ASIL ADAM YENİ

"İdeal kadının Yeni formülü" bulunmuşmuş. Kendilerini çirkin bulanları, buldukça onları parasıyla güzelleştiren Amerikalı ünlü bir ADAM, kendini elitist olarak tanıtan bir gazetemizde "dünyadaki son güzellik trendlerini" anlatmışmış. "Buna göre ideal kadına ulaşmanın yolu, Jessica Alba'nın karnı, Ashlee Simpson'ın burnu ve Jessica Biel'in kalçalarından geçiyor"muşmuş.

Merakımı celbeden 6 sütünluk haberin devamı olan yukardaki alt başlığı henüz okumuşken, Jessica Alba'nın yerine koydum bir an kendimi, -bizzat ben- çok ama çok üzüldüm gerçekten: "Neden benim de burnum, Ashlee Simpson'ın burnu gibi değil?" diye! "Ya kalçalarım?" Bu arada, -şundan kesinkes emin olaraktan- Ashlee Simpson da; bu haber daha Türkiye'ye gelmeden evvel karnına ve kalçalarına farklı farklı aynalar karşısında baka baka değişik hallere girmiştir, diye düşündüm. Onun bu tasasını da derinden hissettim elbet.. Gidip bir taraftan karnını gizleyen, bir taraftan da kalçalarını güzel gösteren, ta 100 metre öteden hangi marka olduğu belli olan kıyafetleri bir bir denemiş, en uygun olduğunu sandığını -şimdilik- üzerine geçirmiştir çoktaaan. Ya Jessica'ya ne demeli, onun da aklı çoktan karışmış; -bir başka ünlü- ruh doktorunu arayacağına ya da -bir başka ünlü- gurunun meditasyon seanslarına katılacağına, tutup "yeni ideal kadın"ı tarifleyen ADAMIMIZ Minas'tan randevu almanın peşinde koşuşturmaya devam ediyordur, kesin! Ya da en azından ben öyle zannettim!

Başlık altını dahi okuyamadım korkumdan... "Allah'tan ünlü özürlüyüm be!" dedim sonra kendi kendime... Kadınları tamamen canlı kanlı gördüklerim ve konuştuklarım arasında seve seve (!) idealleştirmekle kalmıyor -idealleştirmemin ideal olduğunun ezberletilmesi yetmiyormuş gibi, asıl ikide bir bu soruyla yüz yüze, karşı karşıya getirildiğim için- ve bu kadarının bile bana yetmesini bir kenara bırakırsanız, başkalarının çöplüğünde horoz olmaya çalışmak fazlasıyla yük yapıyordu, ağır ağır kendi bataklığına gömüyordu beni zaten....

Evet haklısınız, kabul! Sevilecek kadını, bendeniz de "9,5 Hafta"lardan falan öğrenmiştim; ama o zamanlar gencecik yaş bir fidandım: "Aklı baliğ olmamış" derler ya, işte öyle bir erkek adayı yani... Ağaç yaşken eğilirmiş ne de olsa, bana kimse kompleksli deyip bunu yüzüme vurmasın ha! Bu sebepten belki de; o eğik halimle, aşık olunabilecek kızı uzun süren aralıklar dışında bir türlü bulamamış; tam bulduğunu sandığında da Johnny Depp gibi -kişilikli- saçlara sahip olamadığından, idealleştilmiş sevgili tarafından terkedilmiş bir kel...

Haberde özenle seçilerek yerleştirilmiş, milyarlarca erkeğin hayallerini süsleyen bu kadınların -fotoşopları da muhakkak yapıldıktan sonra- konulmuş fotoğraflarındaki, "ideal kadın yerleri"ne dahi bakamadım. Ne kadar çok bakmak istesem de! Siz kafası çoktan karışmış okuyucularımı, o mahsun ruh haline sokmaktan çekindiğim için, sebebini lütfen sormayın bana! Siz de benim gibi yapın, görmezden gelin; bu gibi, "Mönü" ya da -doğrusunu ben bilmem, Türkçe hocaları bilir- "Menü" haberlerini.

"Seninki bir kaçış!" diyecekler çıkacaktır aranızdan... Evet haklı olabilirler fakat bir şey deyim mi onlara: En azından artık acıtmıyor, sahibi "olamadıklarım" BENi!

AAA

14 Ekim 2010 Perşembe

mosmor

Pekiii... Antalya Film Festivali'ni başından sonuna kadar gözüne uyku girmeden izleyebileniniz var mı?

Fevtival komitesine KIRMIZI yerine TURUNCU halı sermelerini önermeyi planlıyordum, lakin vazgeçtim. MOR bir halı, organizasyonun ruh ve kişiliğine daha uygun olacak sanırım!

Atatürk ve Şapka Devrimi

Atatürk şapka devrimini yaptı, kafa devrimini ise tamamlayamadan göçüp gitti. Evvela fesle, sarıkla kapatılan o kafalar, onun devrinde fötr şapkalarla kasketlerle gizlendi. Bak birinin modası çoktan geçti. Açıkta kalan kafalar ne yapacağını bilemez oldu. O şapkasız kafaların keli göründü şimdi. Keşke ömrü vefa etseydi de onu da zorla yaptırsaydı neslimize.

Allahtan şapka tüm dünyada yeniden moda oluyor, bize ise her zamanki gibi sonradan geliyor. Atatürk'ün insanlığa vasiyeti, tekrar hatırlansın diyedir belki de..

Hey yeni nesil! Sözüm sizlere: Atalarınızın yaptığını yaptıklarını diye!

Kadın toprağa benzer: Ne ekersen onu biçersin fazlasıyla, şayet çorak toprak değilse!

Deniz Kestanesi

Topuklu ayakkabılarla kaldırım yoksunu İstanbul'un güzelim ara sokaklarında yürümek, deniz kestanesi dolu bir kıyıda denize girmeye benzer!

Ruhumu asla!

- Hey! “Bedenime sahip olabilirsin ama ruhuma asla!” diye kabara kabara saray bahçelerinde gezenler, lafım size! Ne o? Ruhunuzu bir bankanın kiralık kasasına mı sakladınız yoksa? Güvenciniz buna mı?

Ve sübhanallah! Ne ruhsuzdur bu insanlar! Sanki ayaklarının gittiği yere, gölge gibi ruhları eşlik etmiyor da... her saniye vandalca çimdiklenirken bedenler, ruhlar sevinç çığlıklarıyla coşuyor da... falan da filan da...

- Hem kel hem fodul korkak tavuklar sizi! Atıp tutacağınıza, ipotek edip çürümeye terk ettiğiniz ruhunuzu kutusundan çıkartın da, kölelikten azat olursunuz böylelikle belki! O sayın köle sahipleri de insanları deveyle bir tutmaktan vazgeçerler sanki!

Hoo Caa!

“İmamdan kanaat önderi olur mu?” diyorlar. Taksiciden oluyor da onlardan neden olmasın ki?

Tartışmasız Türkiye’nin en güzide semtinde bulunan, mezunlarının ve mensubu bulunanların övünç duyduğu bir üniversitenin dün önünden geçiyordum. Tam kampüsün araç giriç kapısına yaklaşmışken, o güzelim pazar gezintimin içine eden, taksicivari altında bir küfrün melodik tonlamalarıyla Bruno’yu dahi (Bruno benim köpeğim) yerinden zıplatan korna sesiyle olduğum yerde çakılı kaldım.

“Hoo n’oluyor!” dedim kendi kendime. Korna vasıtasıyla küfürleşme hala devam ederken kafamı çevirdim. Bunu yapanın bir taksici olduğundan hiç şüphem yoktu. Yanılmamışım derken, bu semt için şaşırtıcı derecede lüks addedilen huzur dolu sessizliğin içine eden bu korkunç sesin, taksinin arkasındaki bir cipten geldiğini farkettim.

Taksici giriş yolundan başarıyla uzaklaştırılmışken, cip hışımla önümden döndüp kampüse girdi. Peygamber yaşını çoktan geçmiş, kır saçlı, gözlükleriyle oldukça entellektüel duran, iyi giyimli, kendinden emin; aracındaki sticker’dan öğretim görevlisi olduğunu tescilleyen, bildik profesör tipli bir adamdı bu. Kendi kendime söylendim, üzüldüm. Ben de bu tür adamlardan, kadınlardan ders almıştım zamanında. Bir çok şeyi onlardan öğrenmiştim.

Heyhat, ne günlere kaldık; hatta ne günlerde kalmışız! Taksicilere ve taksici gibilere korna çalmanın gayrimedeni bir şey olduğunu öğretmesi gereken hocalar, taksiciden nasıl korna çalınması gerektiğini gayet iyi öğrenmişler. Kim kimin kanaat önderi olmalıdır tartışmasını yapanlar, önce dönüp kendilerine baksalar ne iyi olurdu. Hocalar imamlara, imamlarda hocalara karışmasalar, dönüp önce kendi bir yerlerine baksalar da, beni de illa birilerine hak verme derdinden kurtarsalar diyorum.

Taraf olamadığım için bertaraf etmeyin n’olur beni!