“İmamdan kanaat önderi olur mu?” diyorlar. Taksiciden oluyor da onlardan neden olmasın ki?
Tartışmasız Türkiye’nin en güzide semtinde bulunan, mezunlarının ve mensubu bulunanların övünç duyduğu bir üniversitenin dün önünden geçiyordum. Tam kampüsün araç giriç kapısına yaklaşmışken, o güzelim pazar gezintimin içine eden, taksicivari altında bir küfrün melodik tonlamalarıyla Bruno’yu dahi (Bruno benim köpeğim) yerinden zıplatan korna sesiyle olduğum yerde çakılı kaldım.
“Hoo n’oluyor!” dedim kendi kendime. Korna vasıtasıyla küfürleşme hala devam ederken kafamı çevirdim. Bunu yapanın bir taksici olduğundan hiç şüphem yoktu. Yanılmamışım derken, bu semt için şaşırtıcı derecede lüks addedilen huzur dolu sessizliğin içine eden bu korkunç sesin, taksinin arkasındaki bir cipten geldiğini farkettim.
Taksici giriş yolundan başarıyla uzaklaştırılmışken, cip hışımla önümden döndüp kampüse girdi. Peygamber yaşını çoktan geçmiş, kır saçlı, gözlükleriyle oldukça entellektüel duran, iyi giyimli, kendinden emin; aracındaki sticker’dan öğretim görevlisi olduğunu tescilleyen, bildik profesör tipli bir adamdı bu. Kendi kendime söylendim, üzüldüm. Ben de bu tür adamlardan, kadınlardan ders almıştım zamanında. Bir çok şeyi onlardan öğrenmiştim.
Heyhat, ne günlere kaldık; hatta ne günlerde kalmışız! Taksicilere ve taksici gibilere korna çalmanın gayrimedeni bir şey olduğunu öğretmesi gereken hocalar, taksiciden nasıl korna çalınması gerektiğini gayet iyi öğrenmişler. Kim kimin kanaat önderi olmalıdır tartışmasını yapanlar, önce dönüp kendilerine baksalar ne iyi olurdu. Hocalar imamlara, imamlarda hocalara karışmasalar, dönüp önce kendi bir yerlerine baksalar da, beni de illa birilerine hak verme derdinden kurtarsalar diyorum.
Taraf olamadığım için bertaraf etmeyin n’olur beni!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder