17 Mart 2011 Perşembe

ZAVALLI

"Ayna ayna söyle bana! Sana bakmayan kişiden daha zavallısı var mı şu dünyada?"

5 Şubat 2011 Cumartesi

KO(R)KU

Fanatik mi fanatik, hani nasıl desem? Bir Ankaragücülü, bir Beşiktaşlı gibi mi desem, Fenerli Saraylı mı bilemedim? Bugün, inancı dışına sızmış bir efendi geçerken 'selam' etti... Ben de "buyur' dedim "bir çayımızı için lütfen!" Yandan yandan bana, öteki yandan Burno'nun sorgulayan gözlerine takılıp korka korka geldi ve oturdu masaya.

Her zaman benden atak olan köpeğim, 'bu adam kimdir nicedir' kokusunu duymak için alttan yanaşınca,
birden yerinden fırladı o koca adam... "Aman ısırmasın!" sözleriyse, feryat gibi geldi nedense o an. Dedim: "Korkma! Isırsa da Tanrı öyle dilediği için olmuştur. Otur da rahatla!"

Önce kendine, sonra yanıma geldi
tekrar oturdu yerine. Bruno'nun koklama faslı sürerken, benim dinleme faslım başlamıştı çoktan... Çayını içesiye söyledi söyleyeceğini, kalktı ve gitti gidebildiyse gideceği yere...

Başkaca korktuğu diğer şeyler neydi acaba? Brunom'un dili olsa da söylese keşke!

Saman alevi

Kalmış ayazda kış günü
yanında finosu bedenim...
Bir meczubun esiri sanki ruhum.
Ölesiye üşüyordum sensizlikten.

Bir buyruk geldi belli belirsiz;
yırttım attım fotoğraflarını, tüm mektuplarını...
Düşünmeden sonunu, yaktım şöminede
neden sakladığımı bilemediklerimin tamamını...

Isınmıştım sonunda...
Gözyaşlarım sıcacıktı,
o yüzden eminim bundan!
Fakat, alâmetin de sen gibiymiş;
anlıkmış ateşi, feri...
Ürkek bir nefesle dağılan
o eski küllerin arasına karıştı,
kayboldu alevi evvelkiler gibi.

Ve ben... Hâlâ üşüyordum!

İnsanla hayvan arasındaki fark

Siz hiç, Nil Nehri’nin kutsal sularına birkaç gün yatırıp önce dinlendiren, sonra kavurucu çöl kumlarına gömüp kısık çöl sıcağında yavaş yavaş bekleten ve en sonunda kurumuş ot veya ağaç yapraklarını üzerine ufalayıp minik zararsız bir ceylanı afiyetle yiyen bir aslan gördünüz mü?

İşte insanla hayvan arasındaki en büyük ve bence, kıyaslayabilenler için ötekilerini kifayetsiz bırakan tek fark budur! Bu yasayı benden çok önce birileri keşfedebilseydi, şundan adım gibi eminim ki vejeteryanlığıyla övünen Hitler bile, nadide hayvancıkların gösterişli et yemeklerinden başka birşey yemezdi.

Yakınlaş ama yaklaşma

Yaklaşma bana! Yaklaşma n’olur; mutlak acıtacağım canını... Bir gül gibi, bir kirpi gibi... Kanatacağım elbet tenini. Kapanacağım bazen... Yumulacağım içime... Göremeyeceksin yüzümü dikenlerimden. Gün gelecek dökeceğim tüm yapraklarımı, kokumu bekleyeceksin bir kış boyu! Belki açacağım belki açamayacağım gerisin geri!

Sevap mı günah mı?

Sana önce günahları öğrettiler; sonra da üzülmemeyi... Sevapları öğrettiler önce; sonra da mutlanmayı... Kendilerine benzettiler, kendilerinden önceki kendi gibiler gibi. Çünkü, kimse istemez kendisine çirkin denilmesini! Çirkini güzel, güzeli çirkin bellettiler... Kan dökmek günah dediler, lakin; işler şuraya varırsa sevaptır dediler! Günahı da sevabı da işlerince, güçlerince anlattılar.... ezberlettiler... Korkuttular; cesaretlendirdiler... Korkulandan sakınmayı; ödülün peşinden koşmayı meziyet saydılar, ölümüne alkışladılar.

Günahlarla, sevaplarla yaptılar bunu; senin benim sevabıma olanı “ bir sevap uğruna” yaptıklarını sandılar hüsnüyetlerince. Günahın da sevabında sahibi sanki kendilerinmişcesine seni de beni de sınava tuttular... not verdiler... cezalandırdılar; tek ayak üstünde sınıfta bıraktılar, sırtları dönük herkesin gözü önünde... Takdirname verdiler eller üzerinde... Günahta da sevapta da ibretlik ettiler seni; birgün vezir birgün rezil ettiler cümle aleme!

TÜM ÖZGÜRLÜKLERE "BİR SON"

Girişim özgürlüğü, ticaret özgürlüğü, rekabet özgürlüğü, istihdam özgürlüğü, yatırım özgürlüğü, eğitim özgürlüğü, düşünce özgürlüğü, fikir özgürlüğü, din özgürlüğü, inanç özgürlüğü... Basın özgürlüğü, haber alma özgürlüğü, toplantı özgürlüğü, bilim ve sanat özgürlüğü, seçme ve seçilme özgürlüğü...

Gezip dolaşma özgürlüğü, yeme içme özgürlüğü, giyim kuşam özgürlüğü, özel yaşam özgürlüğü, aşk meşk özgürlüğü, falan filan feşmekan özgürlüğü... Derken o kadar çok özgürleştik ki; kimse kimseye dokunamaz oldu. Özgürlük kanatlarımız, uçurdukça bizi; büyüdükçe o da büyüdü.

Uçmanın özgürlüğüyle sınır tanımaz olduk. Ucu bucağı olmayan göklerde, kimse kimseyi duyamaz oldu. Daha kötüsü, asıl seni dinlemez oldu hiç kimse! Farkındasın değil mi? Dokunuşlar bile havada birbirine değen kanatlar gibi..! Gelip geçici..! "Yol mol" yok ki ortalıkta, aynı yörüngede uçabilelim yanımızdakilerle.

Kokunu dahi hatırlayamıyorum, biliyor musun? Yeni olanın kokusu burnumda tütüyor çünkü. Ve sen, hala özgürlük peşindesin. Sonra gelip bana, kendi yalnızlığından bahsediyorsun!